Mutlaka okunması gereken 10 kitap

0
Mutlaka okunması gereken 10 kitap

Bu yazımızda yeni çıkmış kitaplar hakkında bilgi vermeyeceğiz. Mutlaka okunması gereken 10 kitap olarak sınırlı bırakacağız.

Her kitapseverin mutlaka tutkunu olduğu bir kitap dizisi ve takip ettiği bazı yazarlar vardır. Edebiyat dalında yeni veya eskiden kalma en iyi ve mutlaka okunması gereken 10 kitap listesini sizlere sunarak, kitap okumanızda yeni bir yola girmenize yardımcı olacağız.

Mutlaka okunması gereken 10 kitap

  • Şeker Portakalı
  • Fahrenheit 451
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  • Simyacı
  • Benim Garip Hikayem
  • Karantina / Dördüncü Perde
  • Bona Dea
  • 20 Yaşıma Mektup
  • Satranç
  • Suç ve Ceza

Şeker Portakalı

Brezilya edebiyatının klasiklerinden Şeker Portakalı, José Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı kabul edilen bir kitaptır. Yetişkinler dünyasının sınırlamalarına hayal gücüyle meydan okuyan Zezé’nin yoksulluk, acı ve ümit dolu hikâyesi yazarın çocukluğundan derin izler taşır.

Beş yaşındaki Zezé hemen her şeyi tek başına öğrenir: sadece bilye oynamayı ve arabalara asılmayı değil, okumayı ve sokak şarkıcılarının ezgilerini de. En yakın sırdaşıysa, anlattıklarına kulak veren ve Minguinho adını verdiği bir şeker portakalı fidanıdır…

Şeker Portakalı

Şeker Portakalı’nın başkahramanı Zezé’nin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek romanlarında izleyebilirsiniz.

Fahrenheit 451

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.

 Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.

Fahrenheit 451

Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.

İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

“Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik, etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.”

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Simyacı

Simyacı, Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho‘nun, yayınlandığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir `fenomen’ olarak değerlendirilen üçüncü romanı. Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez‘den bu yana görülmemiş bir olay. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir `klasik’ kimliği kazanan Simyacı’yı Saint-Exupery’nin Küçük Prens’i ve Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingston‘u ile karşılaştıranlar var (Publishers Weekly).

Simyacı

Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir `nasihatnâme’: `Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?’ sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı‘yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor.

Benim Garip Hikayem

Bir akşam vaktiydi… Hayatımın o anda değişeceğini nereden bilebilirdim ki? Bir anda bütün planlarımın tekrar tepetaklak olması ve bambaşka bir yola sürüklenmem… Büyük bir belirsizlik vardı. Bu da beni çok korkutuyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir şekilde sanki bir anda bir düğmeye basılmıştı ve ben seçilmiştim. Hani filmlerde “seçilmiş” kişiler şehirlerini bir canavardan kurtarırlar, uçarlar, kaçarlar ya, ama ben sanki insanları güldürmek için ağlaması gereken “seçilmiş kişi”ydim…

Benim Garip Hikayem

Şimdi sen bu söylediklerimden hiçbir şey anlamadın değil mi? Biliyorum. Dur öyleyse, en iyisi sana her şeyi en başından anlatayım…

Başına gelen ilginç olaylarla yaşadığı büyük dönüşümün ardından Mert, bu kez kendi mahallesinde bir iyilik hareketi başlatıyor. Farklı insanlarla tanışıyor, sürpriz olaylar yaşıyor, beklenmedik tepkilerle karşılaşıyor…

Acaba Mert, yaşadığı zorluklara rağmen amacına ulaşabilecek mi? İnandığı şey uğruna en değer verdiği kişiden ayrılmayı göze alabilecek mi? Sıradan gibi görünen insanların ne kadar zengin dünyaları olabileceğini gördüğünde sen de çok şaşıracaksın.

Mert’le birlikte yeni bir maceraya atılmaya var mısın?

Karantina / Dördüncü Perde

“Unutma; karanlık olmadan aydınlık bir hiçtir.”

Teşekkür ederim hayatıma. Teşekkür ederim çektiğim her bir acıya, yaşadığım her mutsuz geceye, tüm korkularıma, girdiğim her çıkmaz yola… Teşekkür ederim karanlığıma çünkü hiçbiri olmasaydı ben de olmazdım, acıyı yaşamasaydım mutluluğun tadını bilemezdim. İşte bu yüzden bilin ki her nerede ne yaşıyorsanız yaşayın, bazen acı çekmemiz gerekiyor ki mutluluk geldiğinde onu tanıyabilelim. Bazen karanlıkta kalmamız gerekiyor ki ışıklar yandığında aydınlığın ne demek olduğunu anlayabilelim…

 Zeynep, Onur, Burak ve Mert tam da her şey normale dönüyor derken yeniden karanlığın içine çekiliyor. Karantina serisi son perdeye doğru ilerlerken bir önceki durak olan Dördüncü Perde’yle karşınızda!

Bona Dea – Tutkunun Esareti

Geleceği baştan yazmamız gerek…

Ateş ve su gibiydiler…

Dünyanın geleceği, birbirlerinin kaderiydiler.

Fedakârlığın kelime anlamı, aşkın yansımasıydı ruhları.

Bona Dea - Tutkunun Esareti

İmkânsızlık umuda âşık oldu, umut ise fedakârlığın peşine düştü.

En eski zamanın kollarında karanlık diyarların ışığı Lucas, ruhunu buldu.  Gecenin kızı Lssya, ışığa âşık oldu ve tutku esarete dönüştü.

Kehanetin gölgesinde amansız bir aşk…

20 Yaşıma Mektup

Doğan Kitap’ın 20. yaşında umudu ve bilgeliği, gençliği ve tecrübeyi bir araya getiren, geleceğe kalacak, zevkle okunacak bir kitap…

20 Yaşıma Mektup

 20 Yaşıma Mektup…

Ahmet Ümit – Aslı Perker – Barış Müstecaplıoğlu – Canan Tan – Çağnam Erkmen – David Mitchell – Defne Suman – Doğan Hızlan – Elif Şafak – Enver Aysever – Éric Emmanuel Schmitt – Gülseren Budayıcıoğlu – Günhan Kuşkanat – Hakan Günday – Haruki Murakami – İbrahim Yıldırım – İsmail Güzelsoy – Liz Behmoaras – Mario Levi – Mehmet Coral – Nazlı Eray – Nedim Gürsel – Nermin Bezmen – Rıza Kıraç – Selim İleri – Shari Lapena – Şebnem İşigüzel – Tahir Musa Ceylan – Tess Gerritsen – Tuna Kiremitçi – Üstün Dökmen – Yavuz Ekinci – Zülfü Livaneli

Doğan Kitap’ın yıldönümü için özel olarak 20. yaşlarına birer mektup yazdılar.

Satranç

Stefan Zweig, çok geniş bir psikoloji birikimini eserlerinde bütünüyle kullanmış ender yazarlardandır. Onun dünya edebiyatında bir biyografi yazarı olarak kazandığı haklı ünün temelinde de bu özelliği, yani yazarlığının yanı sıra çok usta bir psikolog olması yatar.

Satranç, Zweig’ın psikolojik birikimini bütünüyle devreye soktuğu bir öyküdür ve bu öykünün baş kişileri, tamamen yazarın biyografilerinde ele aldığı kişileri işleyiş biçimiyle sergilenmiştir.

Satranç

Zweig ölümünden hemen önce tamamladığı birkaç düzyazı metinden biri olan Satranç’ı kaleme aldığı sırada, karısı Lotte Zweig ile birlikte göç ettiği Brezilya’da yaşamaktaydı. Satranç’ta da, olay yeri olarak New York’dan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisini seçmiştir. Bu gemide tamamen rastlantı sonucu karşılaşan üç kişi: yeni dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve bir zamanlar çok usta bir satranç oyuncusu olan, ama hayli zamandır satrançtan uzak kalmış bulunan Dr. B., öykünün aktörleridir.

Suç ve Ceza

Dostoyevski (1821-1881): Gerek 1840 ortalarından itibaren yayımlamaya başladığı Beyaz Geceler ve Öteki gibi uzun öykü-kısa romanlarıyla, gerekse ilkini elinizde tuttuğunuz Suç ve Ceza, Budala ve Karamazov Kardeşler gibi Sibirya sürgünü sonrası büyük romanlarıyla Dostoyevski, insanın karanlık yakasını kendinden sonraki bütün romancıları derinden etkileyecek biçimde dile getirmiş büyük bir 19. yüzyıl ustasıdır.

Suç ve Ceza

Mazlum Beyhan (1944); Yayımlamış olduğu Dostoyevski’den Suç ve Ceza ve Budala, Tolstoy’dan Çocukluğum, İlkgençliğim, Gençliğim ve Gogol’dan Arabeskler benzeri çalışmalar düşünüldüğünde, Beyhan, hiç tartışmasız son 35 yılın en önemli

Rus edebiyatı çevirmenlerinden biridir.

Her biri diğerinden değerli bu 10 kitap, mutlaka okunması gereken kitap listenizde olması gerekenlerdir. İlerleyen zamanlarda kitap önerilerinden daha fazlasını sizlere sunarak hem kütüphanenizin zenginleşmesine hem de daha fazla ve daha farklı kitaplar okumanıza yardımcı olacağız.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here